Arşiv

Archive for the ‘Kıssadan Hisse’ Category

Yaş Günü

Ağustos 28, 2009 devkazani Yorum yapın

Churchill,  85.  yaş  günü  kutlamalarına  gazetecileri  de  çağırmış.  Parti  çok  kalabalık  olmuş  ve  neşeli  geçmiş.  Davetli gazeteciler veda edip ayrılırken Churchill için bir temennide bulunmuşlar.

— Efendim yüzüncü yaş gününüzü de böyle neşeyle kutlamayı dileriz…

— Elbette kutlarız. Kendinize iyi  bakarsanız niçin olmasın?…

Categories: Kıssadan Hisse, Mizah Etiketler:,

İlim başka irfan başkadır.

Ağustos 27, 2009 devkazani Yorum yapın

Birinci  Dünya savaşı  ve Milli  Mücadeleden  bu  yana  doğmuş,  büyümüş,  yaşamış,  az  çok  tahsil  görmüş  olup  da  “Milli Edebiyat”  akımının  öncüsü,  Türk  hikayeciliğinin  piri  Ömer  Seyfettin’in  (1884-1920)  bir  kitabını,  hiç  değilse  bir  iki  hikayesini okumayan  Türk  insanı  yok  denecek  kadar  azdır.  Ömer  Seyfettin,  başarılı  hikâyeciliğinin  yanı  sıra,  bazı  konularda  kuvvetli gözlemleri  de  olan  bir  Türk  aydını  idi.  Onun  bu  gözlemlerinden  biri  de,  Türk  halkının  okumamış  bile  olsa  irfan  sahibi  olduğu,sağduyusu ile okumuşların bile kavrayamadığı bazı gerçekleri kavradığı yolundaydı.  Ömer  Seyfettin bunu anlatmak  için,  “Azizim,Türk halkı âlim değildir, ama ariftir.” sözünü sık sık tekrarlarmış.Ülkede birçok  zorunlu ihtiyaç  maddesi  yüzünden sıkıntı  çekildiği,  bazılarının  karneye  bağlandığı,  bazılarının  ise  temelli yok  olduğu  I.  Dünya  Savaşı  sonrasında,  Ömer  Seyfettin  Batı  Anadolu  vilayetlerinden  birinde  bir  lisede  öğretmenmiş.  Bir  gün öğretmenler odasına müjdeli bir haberle girmiş:

— Arkadaşlar, gözünüz aydın, Avusturya, Türkiye’ye vagonlar dolusu şeker gönderiyormuş!

Bunun üzerine bütün öğretmenler:

— Yaşasın, bundan sonra çayımızı, kahvemizi adam gibi içeceğiz,  diye sevinç çığlıkları atmış.

Ömer  Seyfettin  bu  sahnenin  hemen  arkasından  okulun  baş  hademesini  öğretmenler  odasına  çağırmış  ve  herkesin huzurunda ona da:

— Hasan Efendi, haberin var mı, Avusturya bize vagonlar dolusu şeker gönderiyormuş, demiş.

Hasan Efendi kendini toparlayıp terbiyeli bir eda ile cevap vermiş:

—  İnanmayın beyim, palavradır bunlar, bu kıtlıkta Avusturya şeker bulsa kendi yer!

Hasan Efendinin bu tepkisi  üzerine Ömer Seyfettin çığlık atmış. Ellerini çırparak şöyle demiş:

—  Gördünüz mü arkadaşlar, ben boşuna demiyorum, “Türk halkı âlim değildir ama ariftir.” diye.  Ben bir  yalan uydurdum “Avusturya bize şeker  gönderiyor”  diye,  siz  okumuşlar  hemen inandınız.  Ama gördüğünüz gibi  Hasan Efendi  yutmadı.  İşte Türk halkı birçok gerçeği böyle sağduyusu ve irfanı ile keşfetmiştir.

Categories: Kıssadan Hisse Etiketler:

Renklerin Ustası

Ağustos 25, 2009 devkazani Yorum yapın

kelebek

Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış…Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş…

Ve onu “Renklerin Ustası” anlamına gelen Renge Çeleri olarak tanısa da; kısaca Renge Guru derlermiş…

Onun yetiştirdiği bir ressam olan Ramici ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Renge Guru´ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş…

Renge Guru ise;

- Sen artık ressam sayılırsın Racacı. Artık senin resmini halk değerlendirecek, diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş.

Ramici denileni yapmış…

Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor… Çok üzülmüş tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki.

Alıp resmi götürmüş Renge Guru´ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş.

Renge Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Ramici yeniden yapmış resmi ve gene Renge Guru´ya götürmüş. Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Renge Guru… Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte… Ve yanına insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile birlikte bırakmasını istemiş.

Ramici denileni yapmış…

Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da, boyalar da kullanılmamış… Çok sevinmiş ve koşarak Renge Guru´ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış.

Renge Guru ise;

Sevgili Ramici, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşabileceğini gördün…

Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı…

Oysa ikinci konumda onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin… Yapıcı olmak eğitim gerektirir… Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi…

Sevgili Ramici Mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın. Emeğinin karşılığını ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın… Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur…

Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma…

Categories: Kıssadan Hisse Etiketler:

Sabır

Ağustos 25, 2009 devkazani Yorum yapın

sabır bambu

Başarının Anahtarı İnanmak…

Ağustos 1, 2009 devkazani Yorum yapın

başarı

Bir okulda, okul müdürü üç öğretmeni çağırıp şöyle dedi:

“Siz üç öğretmen, sistemde en iyi ve en uzman kişiler olduğunuz için, doksan tane seçkin üstün zekâlı öğrenciyi size vereceğiz. Bu öğrencilerin gelecek yıl da aynı hızla çalışıp çok iyi bir eğitim almalarını bekliyoruz.”

Üç öğretmen, öğrenciler ve öğrencilerin anne ve babaları bunun çok iyi bir fikir olduğunu düşünüyorlardı. O okul dönemi hepsinin özellikle hoşuna gitti. Okul bittiği zaman öğrenciler şehirdeki diğer öğrencilere göre yüzde 20-30 daha başarılıydı. Yıl sonu geldiğinde müdür üç öğretmeni çağırıp onlara:

“Bir itirafta bulunmak istiyorum. En zeki öğrencilerin 90’ı sizde değildi. Onlar ortalamanın biraz üstünde öğrencilerdi. O 90 öğrenciyi listeden tesadüfen seçtik” dedi.

Bu gerçeği duyan öğretmenler, öğrencilerde görülen yüksek başarının kendi öğretme kabiliyetleriyle ortaya çıktığını düşünmeye başladılar.

Ama okul müdürü:

“Bir itirafım daha var” dedi. “Siz de en başarılı öğretmenler değilsiniz! İsimlerinizi bir torbanın içine doldurduğum kâğıtların arasından rastgele seçtim. Siz inandığınız için başarılı oldunuz. Onlar da öyle…”

Zor soru

Temmuz 29, 2009 devkazani Yorum yapın

ders

Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı.Ben okulun en iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru şöyleydi:

“Hergün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedir?..”

Bu herhalde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını yerleri silerken hemen hergün görüyordum.Uzun boylu, siyah saçli bir kadındı. 50′lerinde falan olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki!.. Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim.Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu. “Tabii dahil” dedi, hocamız.. “İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden insanlar bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve `Merhaba’ demeniz gerekse bile..” Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. O hademenin adını da.. Dorothy idi.

Bencil Dev

Temmuz 20, 2009 devkazani Yorum yapın

çocuk bahçesi

Çocuk saatine baktı; on beş dakikası vardı. Her günkü gibi saat 14.00’te kütüphanede olmalıydı.
Alelacele giyindi ve kendini sokağa atıp, hızlı adımlarla yürümeye başladı. Birkaç adımda bir tekrar saatine bakıyor, saatin kırbacıyla adımlarını hızlandırıyordu. Neredeyse koşmaya başlayacaktı kaldırımda. Öyle hızlı yürüdü ki, zamanın dolmasına bir dakika kala kütüphanenin önünde buldu kendini. Nefes nefese merdivenleri çıkıp kendisi için hazırlanmış defterin yanına geldi. Memurun uzattığı kalemle üzerinde 14.00 yazan satırın kenarını imzaladı. Şimdi iki saatini kitaplar arasında geçirecekti. Memur “İstediğin bir kitap var mı?” diye sordu. Çocuk, “Hayır, bakıp seçmek istiyorum” diye cevap vererek, çocuk kitaplarının olduğu bölüme doğru seyirtti.Sonra seçiyormuş gibi rafları karıştırarak rastgele bir kitabı diğer kitapların arasından çekti ve kapağına baktı: “Bencil dev”. Hemen bir sandalyeye çöktü. O sırada memur çocuğun bulunduğu bölüme girmiş, uzaktan izliyordu onu. Çocuk kitabı okumaya başladı:
“Çocuklar, her gün öğleden sonra okuldan çıktıklarında Dev’in bahçesine gidip oynarlardı. Yumuşak, yemyeşil çimenleri olan geniş, sevimli bir bahçeydi. Devamını okuyun…

Filler ve Kutup Ayıları

Ocak 27, 2009 devkazani Yorum yapın

9bizedusen5km1

1-) FILLER:Filler çok genis vadilerde yaşasalar bile her gün kullandiklari yoldan gidip gelirlermis. Fil avcilari da fillerin geçecegi yolu derince kazarlar üzerini ince bir tabakayla örterler ve en önde yürüyen filin o kazilan çukura düsmesini sağlarlarmis. Fil avcilari siyah elbiseler içerisinde, yüzleri kapalı olarak gelir, çukurda çırpınan fili kırbaçla dövmeye başlarlarmiş . Birkaç gün hiç yiyecek vermezlermiş.Birkaç gün sonra aynı avcılar, beyaz elbiseler içinde filin sevdiği yiyeceklerle gelirler ve filin karnını doyururlar ve hortumunu, yüzünü gözünü okşarlarmiş.Avcılar, fili kendilerine alıştırdıktan sonra çukurun önünü kazarak fili oradan çıkarırlar ve filin hortumundan tutarak kendi fil damlarına götürürler ve ölünceye kadar fili işlerinde kullanırlarmiş.

2-) … VE KUTUP AYILARI:Kutuplarda ayı avcıları ayı avlamak için buzlaşmiş karların içine Jilet gibi keskin baltayı yerleştirir, keskin tarafının üzerine kan sürerlermiş.Ayı gelip kanı yalarken kendi dili de kesilirmis. Ama kanın tadından dilin acısını fark edemezmiş. Kendi kanını yalamaya başlarmiş . Damarlarındaki kan tükenince olduğu yere yıgılır kalırmıs. Avcı da gelip derisini yüzermiş. Kurşunla vurursa ayının postu delindiğinden fazla para etmedigi için bu yolu denermiş.Ben, bu av hikayelerini her duyuşumda Türk milletini avlamak isteyen ve emperyalist ülke çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyen yerli ve yabancı avcı insanlar hatırıma gelir. Önce insanımızı cehalet çukuruna düşürüyorlar. Bin türlü bahanelerle okumalarını engelliyorlar. Sonra cebindeki parasını pul eyliyorlar, efendi iken köle, zenginken fakir, azizken zelil, şerefli iken hakir haline getiriyorlar sonra yeni yepyeni ve ak pak bir makyajla karşilarina geçip kurtarıcı rolünü üslenerek kafeslemeye çalışıyorlar.Doların bir gecede ikiye katlanmasi neticesinde bu gece şu kadar Milyar veya trilyon kazandim” diyen adam aslında kendi ülkesinin kanını emerek kendisini tüketiyor tıpkı kendi kanını emerek ziyafet çektiğini sanan ama aslında kendi sonunu hazırlayan kutup ayısı gibi.

Zaaflarımız…

Aralık 6, 2008 devkazani Yorum yapın

Japon çocuğun tek hayali çok ünlü bir karateci olmaktı. Fakat ailesi buna izin vermezdi. Bir gün talihsiz bir kaza sonucu çocuk sol kolunu kaybetti.
Ailesi çocuğun moralinin çok kötü olduğunu görünce ona bir karate hocası tuttu. Hoca ilk dersinde çocuğa karsısındakini sağ koluyla tutup üstünden savurmayı gösterdi. Hatta ikinci, üçüncü ve sonraki bütün derslerde hep aynı hareketi yapıyorlardı.
Çocuk bir gün hocasına “hocam ben çok sıkıldım, artık başka hareketlere geçsek” dedi. Hoca ise bunu kabul etmeyerek dünyada bu işi en hızlı yapan kişi olmadıkça bitirmeyeceğini söyledi. Çocuk o kadar hızlanmıştı ki, hocasını bile göz açıp kapayıncaya kadar yerden yere vuruyordu. Bir gün hoca elinde bir kağıtla geldi kağıtta çocuğun gençler karate şampiyonasına katılabileceği yazıyordu.
Çocuk çok şaşırdı. Ertesi gün salonda ilk rakibinin karşısına çıkacakken heyecanla hocasına sordu, “hocam bu iş nasıl olur? Ben sadece tek hareket biliyorum kesin kaybederim” Hocası ise “sen sadece hareketi yap” cevabını verdi.
Çocuk ringe çıktı ve hareketiyle rakibini eledi. Hatta tek hareketle finale kadar çıktı. Finalde karşısında kendisinin iki katı birisi vardı. Önce çok korktu ama gene bildiği hareketi yaparak son rakibini de yendi ve şampiyon oldu.
Sevinçle hocasının yanına koştu ve sordu
“hocam nasıl olur anlamıyorum, sadece bir hareket biliyorum, tek kolluyum ve şampiyon oldum”
Hocası çocuğa baktı ve dedi ki,
“senin yaptığın hareket karatedeki en zor hareketlerden biridir.
Ve bir tek savunması vardır
o da, rakibin sol kolunu tutmak”.

Not:Yaşamda başarının tek bir sırrı var…Yılmadan sonuna kadar savaşmak…Ama kendine güvenerek savaşmak…”Benim nelerim yok” diye oturup ağlayacağına,”Benim nelerim var” diye meydana çıkmak!…

Categories: Kıssadan Hisse Etiketler:

Allah her hakkı korur.

Kasım 22, 2008 devkazani Yorum yapın

karinca3

Kanuni Sultan Süleyman, Seyhülislâm Ebüssuud Efendi’den, manzum bir beyitle, Topkapı Sarayının bahçesindeki meyve ağaçlarına zarar veren karıncaların yok edilmesinin dinen mümkün olup olmadığını sormuş.

Beyit şöyle:

“Dirahta ger ziyan etse karınca

Günah var mıdır ânı kırınca?”

(Eğer karınca ağaca zarar verir, onu kurutursa onu yok etmenin bir günahı var mıdır?)

Şairliği de bulunun Ebüssuud Efendi, manzum soruya manzum bir cevap vermiş:

“Yarın Hakkın divanına varınca,

Süleyman’dan hakkın alır karınca.”

Categories: Kıssadan Hisse, Mizah Etiketler:,